ILK ASK SERCAN

ILK ASK SERCAN

Telsizle konusurken, mandala basarak, önce kendi kodunuzu söyler, sonra hitap ettiginiz kodu anons edersiniz. Iste hikâyemiz böyle bir telsiz anonsu ile baslar.
Sercan’in telsizi: Kartal, Kartal bes !..
Kartal, Kartal bes !..Diye çagri yaparken:
Sercan: Kartal bes, Kartal !..
Dinlemedeyim efendim !..Diye seslenir.
Sercan’in telsizine seslenen Kartal: Kartal Yirmi muayyen(belirli) yerden sifir numara kumu yükleyip, Esenevler mevkiine intikal etmis mi? Tamam.Der.
Kartal 5 de: görev anlasilmistir efendim. Derhal baglanti kurup size bilgi verecegim. Tamam.Der.
Kartal 5 = Sercan, patronu Kartal = Deli Kadir lakapli Kadir Bey’in verdigi görevi yerine getirmek üzere, patronunun ugrasip ta telsizinden ulasamadigi kamyon soförünü cep telefonundan arar. Kamyon soförü Kartal Yirmi, Sercan’a, irmagin kenarindaki kum ocaginda oldugunu, dolum islemi biter bitmez yola çikacagini söyler. Sercan da, Esenevler mevkiindeki insaatin ustasi, Kartal 7 kodlu Tik-Tik Necati’ye durumu telsizden bildirir. Akabinde, koordinasyonun saglandigini patronu Kartal’a haber verir. Kartal’da, telsiz konusmalarinizi dinledim Sercan, sen koordinasyonun üzerinde olmaya devam et der.

_Sercan, insaat alanina gider ve arabadan inerken isçilere saka yollu bagirarak söyle seslenir.
Hey millet !.. Selamünaleyküm!..
Sakin ola çiviye basmayin!..
Hele bosluga hiç basmayin haa!..
Sonra düser ölürsünüz !.. Ananizi öperim !..
Sagdan-soldan, saka yollu ve sert satasmalar baslayinca…
Sercan: yüksek sesle gülerek…
Yani ananizin elinden öperim !..Der.
Gülüsmelerin arasindan insaat kulübesindeki Necati ustanin sesi gelir.
Sercan !.. Sercan !..
Yok kaynanasini öptügüm, gel hele, taze çay var !.. Der.

_Sercan: 23 yasinda, iri sayilabilecek güçlü fizik yapisinda, esmer denebilecek ten renginde ve kendine güveni tam, bazi konularda zeki sayilabilecek biridir. Mutlu psikolojisi, yüzünden, gözlerinden, hareketlerinden ve durusundan açikça anlasilabiliyordu. Oysaki Sercan 3 yil önce, simdiki patronu Deli Kadir kendisini isyerine çagirttiginda, insaat sirketinin bekleme salonunda tam 6 saat, agzindan bir tek kelime çikarmadan öylece beklemisti. Deli Kadir’in gözümün önünden ayrilma! Burada ol! Dedigi günün ardindaki günlerde de öylece oturmus, sinmis, güvensiz bir sekilde beklemisti. Simdi ise Sercan: Elinde telsizi, belinde tasima ruhsatli silahi, altinda sirketin arabasiyla, kiran tuvalet bambaska bir insan olmustu. Sercan’in bazen sevimli, bazense sert bakisli görünümünün ardinda, biraz dikkat edildiginde, gayet duygusal da bir karakteri oldugu rahatça anlasilabiliyordu.

_Patronu Deli Kadir, bilinen karakterlerin biraz disinda, dik duruslu ama bir o kadarda aksine, çabuk iletisim kurabilen, her türden toplumsal kesim ile irtibatli olmasi gerektigine inanan, sehrin nabzini nasil tutabilecegini iyi bilen bir insandir. Deli Kadir’in Deli ön adi, tüm tanidiklari tarafindan benimsenerek verilmistir. Deli Kadir: Aynen Yesilçam artisti Kadir Inanir’da oldugu gibi ayni manada kullanilir. Çünkü Kadir Bey, uzak bir tanidigi ailenin 19 yaslarindaki kizinin, sehrin yari gayrimesru bir çetesi tarafindan bir haftadir alikonmasi ve Adana da ki çetelere satilmak istenmesinden hemen önce, kizi kurtarip ailesine teslim etmistir. Emniyet Müdürlügü’nün bile duyarsiz kaldigi (ilgili kanunun bosluklarindan dolayi), çok tehlikeli bir hareket olan bu olaydan sonra Kadir Bey’in ismi, aynen Kadir Inanir’in filmindeki gibi, Deli Kadir olarak kalmistir.

_Nisan ayinin ilk haftasinin ilk günüydü. Aksamüzeri, mahalledeki insaattan çarsida ki sirketimize dogru geliyordum. Telsizden, Patronum Deli Kadir: Karisini telefonla aramami ve verecegi alis-veris listesini temin edip eve götürmemi söyledi. Yolumun üzerindeki ilk markette yavasladim ve arabayi önüne bir yere park edip içeri girdim. Yengemin (öyle hitap ederim) telefonda söylediklerini bir-bir aldim. Parayi kasiyere ödedim. Kasiyer: Verdigim 115 Ytl. Nin üstü olarak bana 4 tane 1 Ytl verdi. Bozuklari tam cebime koymustum ki, sag cebimin bozukluklarla dolu oldugunu, hissettigim agirligindan fark ettim. Elimi cebime iyice daldirarak hepsini avuçladim ve çikartarak gayri ihtiyari kasiyere dogru uzattim:
Affedersiniz! Bunlari tüm yapar misiniz? Dedigimde kasiyer:
Gülümseyerek; isterseniz kâgit bile yaparim! Dedi. Sol elinin yarisini, kendisine uzattigim sag elimin parmaklarinin altina koydu ve sag eliyle de avucumdaki paralari süpürür gibi diger avucuna aldi. Bu esnada kasiyerin bakislari, sanki gözlerimden ta içime gidiyordu. Yüzündeki sicacik tebessüm, gözlerindeki oynasan kirlangiçlar ve yagmur-yagmur kirpikleri, birden tuhaf bir etkiyle sarivermisti beni. Çok narin ve güzel olan sicacik ellerinin dokunuslari ile içime isleyen bakislari arasinda, büyülenmis kalmistim öylece.

_Ne oldugumu, ne yaptigimi anlayamaz olmustum. Sersem adimlarla disari çiktim ve hemen arabaya posetleri attigim gibi, zangir-zangir titreyen ellerim-ayaklarimla, acemice sürüslü bir hal ile arabayla hizla uzaklastim. 400 metre kadar gittikten sonra sagda bir yerde durdum. Biraz soluklandiktan sonra gidip yengeme malzemeleri teslim ettim. Teras katta oturdugum odama kendimi zor atabilmistim. Yengemin, malzemeleri alirken ettigi tesekkürü, ancak simdi duyabilmistim. Aman tanrim! Neler oluyor bana! Bu halim ne? Diyordum sürekli içimden. Patronum Deli Kadir’in, bana sahip çikmadan önceki hislerimin aynisiydi sanki bu hissettiklerim.

_Saatler ilerliyor, ilerledikçe içim öyle çok daraliyordu ki sanki bana hiç yer kalmiyor gibiydi. Korkmus, sinmis, çaresiz ve yapayalniz hissediyordum kendimi. Kimsesizlige mahkûm bir çocuk gibi sancilar içinde kivraniyordum. Yengemin: Sercan!.. Sercan!.. yemege in!..dedigi sesini zor duydugumu; uzak vadilerden gelen ciliz bir ses tonu gibi algilamamdan anlamistim. Yemegimi mirin-kirin yedikten hemen sonra odama tekrar çikmistim. Ilk düsündügüm sey, yine eskiden oldugu gibi, korkularimdan kaçmaya çalismak ve beynimde yarattigim savunma mekanizmalarimi harekete geçirmem gerektigi seyler oldu.

_Günler geçiyor, adini bilmedigim kasiyer kizdan, ben kaçmaya çalistikça o içimi kapliyor, suyun topragin üzerinde yürümesi gibi ruhumu sariyordu. Eskiden tanidigim herkesle yaptigim sakalasmalar, karakterimden kaçip gitmis ve artik iyice suskunlasmistim. Üç hafta kadar sonra, bunun bir sonu olmali diye düsündüm. O’nunla bir yolunu bulup tanismaya karar verdim. Korkarak bir yere ulasamayacagimi iyice düsündükten sonra, beni neyin bekledigini merak etmeye baslamistim artik.

_Aksam sekiz gibi patronum Deli Kadir’le eve geldik. Biraz sonra yengem mutfaktan seslenerek yemegin hazir oldugunu söyledi. Çocuklarla hep beraber biz bes kisi, yaprak sarmasi, tarhana çorbasi ve çoban salatalarimizi bir güzel yedikten sonra ben, biraz dolasmak istedigimi söyleyip müsaade aldim ve disari çiktim. Arabayi dogruca marketin önüne sürdüm. Markete yaklastigimda iyice yavasladim ama içimdeki korkuya kapilarak arabayi durduramadim. Ilerideki bir tekel bayiinden dört bira ve birazda çerez aldim. Pek öyle alkol alma aliskanligim olmasa da, insaattaki bekçi ile birlikte oturup biraz laflasirken içeriz diye düsündüm. O’nu, marketin önünden geçerken gördügümde, O öyle güzeldi ki, yine içim zangir-zangir titremisti. Marketin çikis kapisinin hemen sol yaninda, beyaz yüzü bana dönüktü ve sariya yakin kumral saçlari ise döküm-dökümdü omuzlarinda.

_Arabayi insaat kulübesinin önüne kadar sürdüm. Bekçi Hâki Dayi, kabasi bitmis, duvarlarinin yarisi örülmüs, etrafi seyyar isiklarla aydinlatilmis insaat halindeki bu iki blogun arasindan geldi. Selamlastik ve içeri geçtik. Hâki Dayiya elimdeki poseti uzattim. Hiç bir sey demeden biralari açip, çerezleri de bir tabaga koyup geçip oturdu karsima.
Hâki Dayi: Hayirdir evlat sen buraya böyle gelmezdin!..
Bos ver Hâki Dayi!.. Hadi serefe!..
Hâki Dayi: Serefe yegen serefe !..
Dayi madem sende serefe dedin, hele bir de bakalim, neyin serefine içelim!..
Hâki Dayi: Dolara, euroya , Türk parasi ve Japon yenine içelim!.. Birde güzelligin, mutlulugun, bu gecenin serefine içelim yegen!.. Dedi.
Sanki bana moral vermek istiyormus gibi neseliydi bunu söylerken. Gece ilerlemis sohbetimiz iyice sicaklasmisti.
Hâki Dayi sana bir sey soracagim!.. Söyle yegen !.. Dedi Hâki Dayi.
Diyorum ki: Ben üç hafta kadar önce bir kiz gördüm ama görüs o görüs. Kiz bir daha aklimdan hiç çikmadi.
Hâki Dayi: Ee !.. Fenami? Sende aklindan çikarmaya çalisma o zaman!.. Dedi.
Öylede ama dayi, ben daha hiç bir kiza çikma teklifi yapmadim ki !..
Ben böyle derken Hâki Dayi basti kahkahayi. Birden utandigimi, yerin dibine girdigimi hissettim.
Hâki Dayi: Bire yegen desene bu benim ilk askim!.. Dedi.
Evet iste der gibi basimla onayladim.
Hâki Dayi: Yegen sen simdi zulada kalmis bir çiçeksin, ama korkma iyi yaptin açildigina. Sana simdi çok zormus gibi gelebilir ama öyle sandigin gibi zor bir konu degil bu ask konusu.
Hâki Dayi: Bilirsin yegen, bahanesiz dost köyüne gidilmez. Sende mantikli bahaneler bulur kizi ziyaret edersin. Böylece, olacagi varsa gerisi kendiliginden gelir!.. Der.
Benzer sohbetlerden sonra eve uyumaya gittim.

_Bir gün sonra, belediye emlak islerindeki bazi evraklarimizi takip etmemin ardindan, arabayi yavas-yavas sehrimizin hemen disindaki yayla yoluna dogru sürdüm. Hizla batan kizil günesin ardindan biraz sonra hava iyice karardi. 250.bin kadar nüfusa sahip sehrimiz Osmaniye’yi simdi 600 metre kadar bir yükseklikten, karanlik gökyüzündeki yildizlarla sehrimizin isiklari arasindan seyrediyordum. Sehrimiz ve isiklari, çocukken karanlikta bir kabin içine topladigimiz, isil-isil yanip sönen, sayisiz ates böcekleri gibi görünüyordu simdi. Cd çalara daha önce PC’den kaydettigim: Rafet El Roman, Feridun Düzagaç ve Yasar’in slow müziklerinden olusan cd mi koydum. Havanin serin dokunuslari, arasinda durdugum çamlarin ve dag yoncalarinin kokusu, sarhos edici bir etki yapiyordu bende.

_Marketteki O kizin, gözlerini, gülüsünü ve saçlarini koydum karsima. Saçlarinda, öylece, insani kendiliginden içine çeken bir firtina esiyordu. Öyle muhtesem, öyle güzeldiler ki...
Karsimda duran gözleri gittikçe büyüyordu. Baktikça gözlerine, daha belirgin bir hal aldi açik kahverengi gözbebeklerindeki, koyu kahve ve yesil parçaciklar. Koyu kahve parçaciklar, sanki dilimlenmis çukulatali yas pastanin içindeki çukulata kirpintilari gibi öyle çekici, öyle albenili duruyorlardi. Gözlerindeki yesil harelerse, tünelsiz bir zaman yolculuguna çikariyordu beni. Sonra derin bir orman oldu gözleri, gittikçe gidiyordum bu ormanin içlerine. Orada kendimi görüyor, her adimimda ufaldikça ufaldigimi hissediyordum.
Offf tanrim! O ne güzel gözlerdi öyle.

_Az sonra kendimi birden sehre girerken buldum. Duygularim, arabayi dogruca marketin önüne çekti. Bu sefer onu gördügüm anlari iyice degerlendirdim. Binlerce fotografini beynime kazidim. Aceleyle, minik mutfagimda degerlendirebilecegim bir seyler aldim. Ve iste simdi O nun tam gözlerindeydim.
Tamam efendim! Dedigini ciliz bir ses tonuyla duydugumda, kendimi, O nun binlerce kez ayni resmini beynime kareliyorken buldum.
Diger günlerde, bir hafta kadar, her gün marketin raflarindan degil, yanindaki camekânli yerdeki esyalardan alisveris yaptim. Artik konusmalarimiza sakalasmalarimizda karisiyordu.

_Yeni aksam olmustu. Iyice düsündükten sonra karar verdim, ona bir mesajla çikma teklifi yapmaya. Telefondaki mesajimin, biraz da sakaci olmasi gerektigini düsünerek söyle yazdim:
‘‘Güle âsik bülbüllerden beterim
Gülüm seni gözlerinden öperim
Iki saat izin al da bugün biraz gezelim’’.Sercan.
Bir saat kadar bir sürenin bir yil gibi uzun bir zamanda geçmesinin ardindan, hala cevap gelmemisti. Kendime kizmaya, kendi kendime acele ettigimi düsünmeye baslamistim ki olumlu mesaj geldi. Sanirim mesajin gecikmesi, ya islerinin yogunlugundan ya da düsünmesinden kaynaklanmisti.
Tam 19:30 da Ebru’nun mesajinda dedigi marketin yanindaki yerde hazirdim. Aksam artik iyice çökmüstü sehrimize. Biraz sonra onu fark ettigimde, O arabanin ön kapisini açiyordu. Hos geldin demek için oturdugunda, yanaklarindan öpmek amaciyla ona uzandigimda, Ebru dudaklarimi öpmeye baslamisti. Neye ugradigimi sasirmis bir halde bende onu öpüyordum. Bir an, etraftan geçerken bize bakan birinin gözleri, benim, Ebru’nun dudaklarindan telasla ayrilmami sagladi. Hemen arabayi çalistirmamla beraber, oradan daha sakin bir yere dogru sürmem bir oldu.

_Dogruca Osmaniye’yi gösteren yere, Zorkun yayla yoluna sürdüm arabayi. Çamlarin arasinda Osmaniye’yi tepeden görecek sekilde durdugumuzda, sesini ne zaman açtigimi hatirlamadigim o slow sarkilar çaliyordu cd de. Gelirken Ebru hiç konusmamisti.
Manzarasi harika olan bu yerde durdugum anda, kendimizi yine öyle öpüsüyor bulduk. Ebru’nun, yavas bir hareketle, ata biner gibi kucagima oturmaya çalistigini fark ettigimde, koltugu biraz geriye ittim ve koltugun arka kismini da biraz geriye dogru yatirdim. Öpüsmelerimizde, arada bir, gözlerime gökyüzündeki isil-isil yildizlar çarpiyordu. Ayin gümüs akitmali beyaz isigi da arabanin ön camindan gözlerime yansiyordu. Zaman-zaman, çam kokularinin içine karismis, damar-damar dag yoncasi ve itir kokulari geliyor, Ebrunun öptügüm gögüslerindeki teninin kokusuna karisiyordu. Ebru, tutku dolu öpüsmelerimizin arasinda, O nu dokunuslari ile tanimak isteyen elimi yakalayip, o an için öpmedigim diger gögsünün üstüne koyuyordu.

_Saat 22:00 i geçiyordu. Ebrunun istegi üzerine evlerinin biraz uzaginda durdum. Hemen sonra dört bira ve biraz çerezle bekçi Hâki Dayi’nin yanina vardim. Suradan-buradan derken saat 12 ye geliyordu. Hâki Dayi’ya dedim: Dayi o bahsettigim kizla çikiyorum artik, hatta birazda öpüstük bile. Dedim.
Hâki Dayi da: O zaman sana bir ögüt vereyim ama öpüsürken sakin unutma bu ögüdümü. Dedi. Duygulariniza kapilip da birlikte olursan kizla ve bir çapanoglu çikarda biri seni sikâyet ederse, on yil hapis yatarsin. Bu sebeple ilk isin, kizin 18 yasinda olup olmadigini ögrenmek olsun. Dedi.

_Sabah erken uyanmistim. Sirkete dogru giderken firindan taze bir pide aldim. Vardigimda çaycimiz çayi demlemis, çayin taze kokusu her yere yayilmisti. Bir güzel kahvaltimi yaptiktan sonra, çalisanlari beklemeden asagi inip insaatlari gezmek için tekrar hareket ettim. Aksam oldugunda yine öyle eskisi gibi neseli oldugumu, günümün güzel geçmesinden fark etmistim. Sirkete tekrar döndügümde, patronum Deli Kadir’in sehir disina çiktigini ögrendim. Yengem ve çocuklarla yemek yedikten sonra arabayla markete, Ebrunun yanina vardim. Yarinki tatil günümüzde, teleferikle Zorkun Yaylasina çikip, orada gezmek için sözlestik. Eve döndüm, yatagimda Ebruyu düsünmekten gözüme uyku girmedi. Bende düsüncelerimi dagitmak için Cengiz Aytmatov’un Gülsari isimli romanini okumaya basladim. Öylece uyumus kalmisim. Sabah saat 10:00 gibi Ebruyu aldim, sehrimizin hemen kenarindan geçen Karaçayin yanindaki teleferik tesislerine vardik. Arabayi uygun bir yere park ettikten sonra, Ebruyla teleferik kabinine bindik. Öbür adi Amanoslar olan Gâvur Dagi’nin en tepesinde 1700 metrede kurulu Zorkun Yaylasina dogru gitmek için hareket ettik. Sariçam ormanlari, cevizlik, karaçam ormanlari ve meselikler üzerinden, yesilin dans eden sayisiz tonlarinin muhtesem seyriyle 15 dakika sonra Karanlik Dere’yi ve Allah-Allah Deresi’ni geçerek, tüm Zorkunun ve Osmaniye’nin su ihtiyacini karsilayan Bahrazin Gözü’nde durduk. Zorkun çarsisinin yakinindaki Bahrazin Gözü’nden akan buz gibi su ile ellerimizi, yüzlerimizi yikadik.

_Zorkun Yaylasinin Mahallesi olan Küreci’ye, sonra Küçük Küreci’ye ve ardindan Elmali Yaylasina dogru yürüdük. Elmalidaki ekmek firininda bir tepsi tava yaptirip, bu kuzu tavayi yaninda salgam içerek yedik. Ögleden sonra, yarim saat mesafede olan, asagidaki Mitisin Yaylasi’na yürüyerek vardik. Çam agaçlarinin arasindaki çay bahçesinde demli çaylarimizi içerken, Ebru ile sohbetlerimiz, bir su nesesinde akip geçiyordu. Mitisin’in kiraz bahçeleri arasindan yürüyerek, aksamüzeri patronum Kadir beyin Zorkundaki evine geldik.

_Zamanin durdugu sevisme saatlerimizde, birbirimizin sicak tenine dokundurdugumuz her iki öpüs arasindaki sürenin, saliselerle kisaldigi tarifsiz mutluluklarin sarmalinda sürüklendigimiz anlar, teleferigin asagi inme vaktini geçirmemize kadar sürmüstü.
Tükenmesini istemedigimiz saatlerimizin ardindan, bizi Osmaniye’ye götürecek taksiye bindik. Indigimiz yerdeki arabamiza bindikten ve Ebruyu evlerinin civarinda biraktiktan sonra odama çiktim. Yatagima uzandigimda harikulade geçen günden geriye bir sey kalmisti: Kafamin içinde dönüp duran bir soru. Beklide bir cevapti bu. Ebru bir kadindi. Sorun: Ebrunun bir kadin olmasi degil, olanlardan sonra Ebru’ya: Ebru artik bir kadindi diyemeyisimdeydi. Içimde kurdugum Ebru ile ilgili gelecek hayallerimin, köklerinden sarsildigini, kütür-kütür kopan bir seylerin seslerini, gögsümün ve kafamin içini basan atesleri, aci sancilarimda hissediyordum. Simdi içimde yalnizca bir cümle tekrarlanip duruyordu: Ebru bir kadinmis.

_Üç gün boyunca sadece bunu düsündüm. Ebrunun telefon çagrilarina ve mesajlarina hiç cevap vermedim. Biliyorum oda bana sirilsiklam âsik olmustu, en az benim ona asik oldugum kadar. Üç gün boyunca düsünmüstüm. Ve sonunda Onu affetmeye karar verdim. Çünkü onu ruhumda, ruhumun taa derinliklerinde hissediyordum.

_Sonraki günlerdeki bulusmalarimizin birinde, Ebru’ya evlenme teklifi yaptim. Ebru’nun aniden tüm vücudu çözülmüstü. Hiçkiriyordu., Gözbebeklerindeki o çukulata parçaciklari ve cam kirigi yesil hareleri; sessiz-sessiz akan gözyaslari içinde kalmis,boguluyor gibiydirler.
Evet! Evet! Evet! Sercan’im. Ölünceye kadar evet! Sözlerini Ebru, bir kedi yumusakligindaki vücut hareketi ile yanaklarini gögsüme yaslarken söylemisti.

_Uygun bir zamanda, babam yerine koydugum patronum Kadir Bey’e, bir kiz arkadasim oldugunu ve onunla evlenmek istedigimi söyledim. Kadir Bey hiç düsünmeden, birazda sasirmis bir yüz ifadesiyle: Tabi Sercan! Tabi ki Sercan! Zamanin gelmisti! Diye sevinerek fikrimi onayladi. Sonra, kimlerden, hangi ailenin evladi hanim kizimiz diye sordu. Bende isminin Ebru oldugunu, babasinin dis ülkeye yük tasiyan kamyon soförü oldugunu söyledim. Kadir Bey’de hayirlisi olsun oglum dedi.

_Ebruya, o günün aksami bulustugumuzda, Kadir Bey’in fikrini söyledim, birlikte çok sevindik. Arabayla yarim saat dolastiktan sonra Ebruyu evlerinin yakininda indirdim. Iki gün sonra ben, insaatlarimizin birinde, isçilerle sakalasirken, telsizden Kadir Bey’in anonsu geldi. Hemen yanina gelmemi, benimle konusmak istedigini söyledi. Odasina girdigimde simdi söyleyeceklerime üzülme dedi. Biliyorum duygu islerinde üzülmemek biraz zor olur ama sen gerçegi kabullenmek ve üzülmemek zorundasin. Bunu kendin için yapamasan bile benim için, ben istedigim için basarmali, atlatmalisin dedi ve açikladi: Gayrimesruda uyusturucu hap, çek senet isleri yapan Urfali Sari Zakir’i duymussundur. Iste onun adamlarindan Maho Sakir var, bu Ebru dedigin kiz iste o Maho Sakir’in metresiymis.
O gün, Deli Kadir lakapli patronu Kadir Bey, Sercan’i hiç yalniz birakmadi. O na uzun-uzun yasama dair, yeniden baslamaya dair seyler anlatti. BITTI.

Sair-Öykü Yzr:Ferudun Ergan
__________________
'BIR SU DAMLAR ÇIÇEK ANLAR'

ferudunergan / Bulunamadı / 15 Ekim 2008, Çarşamba


ILK ASK SERCAN Telsizle konusurken, mandala basarak, önce kendi kodunuzu söyler, sonra hitap ettiginiz kodu anons edersiniz. Iste hikâyemiz böyle bir telsiz

Eser Yorumları

  1. avatar
    ExtraBilgi.Org

    ILK ASK SERCAN başlıklı bu esere ilk yorumu siz yazmak isterseniz lütfen aşağıdaki yorum alanına; adınızı, soyadınızı, verdiğiniz puanı ve eser hakkında düşündüklerinizi yazarak yorumu kaydet butonuna tıklayın. Yazdığınız yorum, editörlerimiz tarafından kontrol edilip onaylandıktan sonra eser altında yayına verilecektir...

Sizde Yorum Ekleyin

    Aynı Kategorideki Diğer Eserler

  1. DÜŞÜNÜRKEN

    Düşünürken penceremde Aklımdan geçti yıllar aylar günler , ve tarifi mümkün olamayan "O ANLAR" neydi be neydi bir zamanlar. Güneşin doğuşu benim doğuşumdu , sabahın ışıkları benim ışığımdı, kuşların coşkusu benim coşkumdu, çünkü güne başlamak vard...

    Devamını Oku


    HAYALLERIM VE BEN

    Hayallerim ve ben Genç adam emin adımlarla pasajın daracık kapısından içeri girdi hızla birkaç metrelik mesafeyi kat ederek aradığı kapının önünde durdu. Çok sevinçliydi, Nihayet aylar önce hocasıyla yapmış olduğu konuşmanın semeresini ...

    Devamını Oku


    KÜTÜPHANEDE AŞK BIR ÖYKÜ MÜ?

    Tam kütüphaneden çıkacakken Esmanın geldiğini görmüştü. Yan yana geçtikten sonra Ahmet aniden geriye döndü. Takip edecekti ve sonra konuşacaktı. Belki Esma tek başına oturacaktı, Ahmet de hemen yanına gidecekti. Tüm bunlar çok doğalmış gibi davranaca...

    Devamını Oku


    OPHELIAN VE PERI KIZININ ASKI

    Sene geçmis zaman hani yildizlarin var oldugu zamanlar.Yildizlar dünyaya konuk olmaya basladiginda hayat bir baska güzel olmayi ögrenmisti. Geceler o karanlik çehresini hayatina giren piril piril parlayan bu konuklar sayesinde hareketlendirmisti. ...

    Devamını Oku